
Yazıya attığımız başlığı ironi olarak değerlendirmeyin. Tam aksine bu bir “durum” tasviridir. Ankara, TRT Şeş’i açmakla, kelimenin tam manasıyla şaşırmış durumda. Kürtçe de, böylesi durumları ifadelendirmek amacıyla bir deyim var ; “Xûda mîrov şaş nekê, şaş dıkê ji fehş neke.” (Allah insanı şaşırtmasın, şaşırttıysa da dengesiz etmesin.) TRT’nin durumu tam olarak bu. Kürtlüğe dair herşeyin üstü başı kanıyor, yukarı tükürseler bıyık, aşağı tükürseler sakal.
“Acaba, nasıl birşey yapmışlar?” diye merakımı gidermek amacıyla, kalbime zerre kadar muhalefet zehiri bulaştırmadan ciddi ciddi oturup bir kaç saat TRT’ya ŞAŞ’ı izledim.
İzlenimlerimi merak ediyorsunuz değil mi?
O halde anlatayım...
Kürtçeyi sonradan öğrenen bir yabancıya TRT Şeş’i izletip sonra da, “Kürtler hakkında nasıl bir fikre sahip oldunuz?” diye sorsanız, o insan kesin olarak size şöyle der; Aşk yaşamayı seven, hatta en önemli işi aşk yapmak olan, derdi-gamı olmayan huzurlu mu huzurlu bir halk. Doğada ne kadar güzel mekân varsa oraları da kendine mesken edinmeyi bilmiş mutlu mesut bir milliyet.
Nasıl öyle demesin ki...
Dengbej Şakiro ve Ayşe Şan’ın ne kadar aşk-meşk türküleri varsa (özellikle de Şakiro’nun kırmızı noktalı şarkıları) manzarası güzel yerler eşliğinde sunup duruyorlar. Oysaki Kürt müziğinin büyük yüzdesi, yaşanmışlıklardan ötürü acılı ağıtlar tadında. Dolayısıyla çoğu, isyan ve başkaldırı temelli. TRT’ya ŞAŞ, bunların yakınından bile geçmiyor.
Ev diye, çoluk çocuk on kişinin sığındığı izbe odalardan, diplerine gencecik Kürt çocuklarının uyuşturucu çekerek ölüm uykusuna daldıkları Diyarbakır Surları’ndan, ufacık bir yağmurla çamur cehennemine dönüşen kent sokalarından, her Kürt şehrinde bulunan ve adı “işçi pazarı”na çıkan, insanların ömürlerini törpüledikleri meydanlardan..bırakın dakikayı, tek saliselik bir görüntü bile yok. Dedim ya, TRT’ye baklırısa Kürtler hep sevişiyor.
İzlenimlerim bunlar...
Biliyorum, ucuza fit olmaya alışık Kürtler “ İyi de kardeş, TRT’den daha fazlasını niye bekliyorsun ki, biraz insaflı ol.” diyecekler. Biz de onlara “ İyi de kardeş, TRT, kafası, kolu, bacağı olmayan bir çocuğa benzeyen bir yayını, sırf şirinlik olsun diye niye yapıyor ki, yapıyorsa da neden adam akıllı yapmıyor ki?” deriz. Bunu sormaya fazlasıyla hakkımız var!
Röportaj adı altında özellikle, hayata dair herşeye muhtaç olan insanlara mikrofon uzatıp “Ne düşünüyorsunuz?” diye fikir soruyorlar. Hayatla aralarındaki tüm damarları kurcalanmış, kravatlı her adamı devlet saymış, devletten gelen belalara peşinen “amenna” demiş insanlar, bozuk bir termonoloji ile tabi ki “ Xoşê, rındê, wellahi dewleta me sax bê.” diyecekler.
Aynı mikrofonu...
Çocuğunu dağların merhametsizliğine teslim eden bir anneye, satırla ensesinden vurularan bir babanın oğluna, Diyarbakır Zindanı’nda gençliğini bırakmış asi bir Kürde, yazdığı iki satır yazıdan dolayı diasporadaki varoşlara hapis olmuş bir Kürt yazarına uzatsınlar da görsünler TRT ŞEŞ mi yoksa ŞAŞ mı?
Haa!
Bunu yapamıyorsa o zaman, bizde bilebildiğimiz kırık Türkçemizle kaldığımız yerden Osmanlı Oyunlarını çözümlemeye devam edeceğiz.
Kürt diye, Bejan Matur’u konuşturuyorlar, o da Kürtçe dublajla. Hadi biri söylesin, beyinlerini Fethullahçı teşkilata kiralamış bu mutlu güruhun esmerliklerinden başka nereleri Kürt?
Sonra...
Kimsenin birşey verdiği merdiği de yok. Eğer bunun adına “kazanım” deniliyorsa, bilinsin ki, bu verilmiş değil, zorla alınmış bir “hak”tır. Hem de dişleye dişleye, tırnaklaya tırnaklaya alınmış bir “hak”. Çılgın dağların çıldırmış insafına sığınan Kürt çocukları olmasaydı, çığlıklarıyla gökyüzünü delen zindan direnişçileri olmasaydı, her bir melodisi insanı insanlığından utandıran annelerin ağıtları olmasaydı, köyü yanarken şapkasını önüne alıp lori söyleyen Kürt köylüleri olmasaydı, Filistinli çocukların füzelere taş fırlatmasına benzeyen bir tarzla polis panzerlerini sopa ve taşlarla geri püskürten Kürt çocuklarının direnci olmasaydı, Kürdün varlık sebebine düşman bir zihniyet “al sana televizyon” mu derdi!
Tabi ki;
Hayatın bütün puştluklarına rağmen bu girişimi önemsiyoruz, tabi ki “gecikmiş biradım” olarak görüyoruz, tabi ki “uzatılmış bir el” olarak görüyoruz, tabi ki, “iyi niyet” temelinde değerlendiriyoruz...
Ama sen...
Balık baştan kokar misali, sinsice bir televizyonculuk anlayışıyla niyetini belli edersen, bize de TRT’nin ŞEŞ değil, ŞAŞ olduğunu ispat etmeyi bırakmış olursun.
M.Salih Erolmailto:Erolsalihmehmet_1@hotmail.com

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder